• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Tavsiye / Teşekkürler
Site Haritası

DEPRESYON ETİYOLOJİSİNDE PSİKONALİTİK KURAM

DEPRESYON ETİYOLOJİSİNDE PSİKONALİTİK KURAMPsikoanalitik kurama göre depresyon nedenleri

GİRİŞ

      Depresyon etiyolojisinde biyolojik nedenlerin etkili olduğu bilinmekle beraber bazı psikososyal faktörlerin depresyona neden olabileceği ya da kişiyi depresyona yatkın hale getirebileceği kabul edilmektedir.

     Günümüzde depresyon bozuklukları tek bir nedenden daha çok en iyi şekilde biyopsikososyal modelle açıklanabileceği üzerinde durulmaktadır. Bu model insanı biyopsikososyal bir varlık olarak kabul eder. İnsan davranışlarını anlamanın en iyi yollarından biri insanı biyopsikososyal bir varlık olarak bir bütün içerisinde kavramlaştırıp değerlendirilmesinden geçtiğini ileri sürer.

     Biyopsikososyal model bu faktörlerin tek tek değil de bir araya gelip bir etkileşim içine girerek kişiyi etkilediğini ileri sürer. Bu modele göre bazı insanlar genetik olarak depresyona yatkın olsalar da gelişimsel ve ilişkisel travmaların davranışsal ve bilişsel durumları da depresyona zemin hazırlayıp depresyonu tetikleyebilmektedir.

       Depresyon etiyolojisinde psikoanalitik kuram, bilişsel kuram, davranışsal kuram, nesne ilişkileri kuramı, ve varoluşçu kuram depresyon nedenlerini açıklayan modeller ileri sürmüştür. Bu yazıda psikoanalitik kurama göre depresyon nedenleri ele alınacaktır. 

PSİKOANALİTİK KURAMA GÖRE DEPRESYON NEDENLERİ

     Freud ilk defa depresyon ve sevilen birinin kaybından sonra tutulan yas belirtileri arasındaki benzerliği vurguladı ve bu iki durumu inceledi. Daha sonraki araştırmacılar bunun üzerine araştırmalarını devam ettirerek kuramı geliştirdiler.

    Psikoanalitik kuram, depresyonu kayba karşı bir tepki olarak yorumlar. Kayıbın niteliği ne olursa olsun (sevilen biri tarafından reddedilme, işten atılma) kişi buna şiddetli tepki gösterir. Çünkü o anki kayıp, daha önce çocuklukta gerçekleşen bir kaybın (ana baba kaybı, ana babanın sevgisinin kaybı, hayali bir kayıpta olabilir) bütün korkularını geri getirerek yeniden yaşatır.

    Kayba gösterilen tepki terk eden kişiye yönelik öfke duygusuyla karışır. Psikoanalitik kuramların altındaki temel varsayım şudur: depresyona giren kişiler öfke  duygularını kendine yöneltirler. Çünkü bağlı oldukları kişileri kendilerinden uzaklaştırmaktan korkarlar. (Smith, Hoteksema, Fredirikson-Loftus 2017, s.545)

     Psikoanalitik kuramlar kişinin düşük öz saygının ana babadan  onay almak için duyulan çocukça bir gereksinimden kaynaklandığını öne sürer. Küçük çocuğun öz saygısı onların onay ve sevgisine bağlıdır. Ancak kişi olgunlaştıkça değer duygusunun kişinin başarıları ve etkenlik duygusundan kaynaklanması gerekir. (Smith ud.,2017,s.546) Dolayısıyla depresyona giren kişinin öz saygısı başkalarının onay ve desteğine gereksinim duyar. Bu onay gerçekleşmedikçe kişi depresyona yatkın hale gelir. 

     Freud 'a göre yaşamın ilk yıllarındaki ilişkilerde yaşanan düş kırıklıkları erişkin yaşamdaki ilişkilerini etkileyerek kişiyi depresyona yatkın hale getirir. Erişkin yaşamda bir kayıp tehditi ya da gerçek bir kayıpla karşılaşma depresyonu tetikleyebilir.

     Depresyona yatkın kişiler oral bağımlı kişilerdir. Sürekli narsistik doyum arayışı içindedirler; sevgisizlik ve ilgisizlik onları depresyona sokar. Gerçek bir kayıp yaşadıklarında öfkelerini içselleştirirler. Öfkelerini içselleştirdikleri nesneye dolayısıyla kendilerine yöneltirler.(Köroğlu,2004 s.)

     Psikoanalitik kurama göre yaşamın erken çocukluk evrelerinde yaşanan gerçek ya da hayali kayıp depresyonun en dipte olan kök nedenidir. Daha sonraki yaşam evrelerinde yeni bir kayıp yaşandığında (hayatımız kayıplarla doludur.) kişi tekrar çocukluğundaki terk edilme çaresizlik sahipsizlik ve savunmasızlık hislerini yeniden yaşamaya başlar bu kişilerde depresyonu tetikler.

     Klein, (1934) erken dönem bebek anne ilişkisinin depresyona yatkınlığı arttırmasındaki önemini vurgulamıştır. Kendilik psikolojisine göre depresyon kendilik nesnesinin, kendiliğin ayna ve idealizasyon ihtiyaçlarını karşılamamasından ortaya çıktığını ileri sürmüştür.

     Öte yandan Bibring depresyonun içe atılan öfke ile ilgili olduğuna karşı çıkmıştır. Ona göre depresyonun kendine yönetilmiş öfke ile ilgisi yoktur. Depresyonu ego idealleri ile gerçekler arasındaki uyumsuzluğa bağlamıştır.  

Güldane Kavgacı
Psikoterapist, Aile Ve Evlilik Terapisti 

KAYNAKÇA
1.Ebert,M.H.,Loosen,P.T,Nurcomber,B.(2003).Current psikiyatri tanı ve tedavi(s.Birsoz,T.Karaman,çev.) Ankara:Günes

2.Leahy,R.L.(2004) Bilişsel Terapi ve Uygulamaları(H.Hocak,çev.)İstanbul:litera

3.Köroğlu,E.(2004) Psikonozoloji tanımlayıcı klinik psikiyatri. Ankara:HYB

4.Smith,E.E.,Hoeksema,S.N.,fredricson,B.,loftus,G(2017) psikolojiye giriş(O.Öncül.) D.ferhatlıoğlu çev.) Ankara:Arkadaş

5.Krıng,A.M.,Johnson,S.L.,Davinson,G.İ Neale,J.(2017) Anormal Psikoloji (m.sahın,çev.) Ankara:Nobel

6.Deurzen,E.U.i,Adams,m.,(2017) varoluşcu danışmanlıkta ve psikoterapide beceriler(F.J.,içez çev.) İstanbul:Pon

7. Leahy,R.L.,Holland,S.J.,(2009) Depresyon ve anksiyete bozukluklarında tedavi planları ve girişimleri (s.Aslan,çev.) Ankara:HYB